Make your own free website on Tripod.com

BİLİM NEDİR?

       Bilim,insanların tarafsız gözlem ve deneylerle elde ettikleri düzenli bir bilgi birikimidir.Zaman içinde eskiyen görüşlerin yerinde,devamlı yenileri koyularak olgunlaştırılır.Bilimsel çalışmalarla ortaya çıkan sonuçlar kanun olmadıkları sürece,daima değişmeye açıktırlar.
     Biyoloji, fizik ve kimya canlıların, doğa olaylarının ve maddenin özündeki gerçekleri keşfetmek için uğraşır.
 
        1. Bilim evrenin düzenini kuran gerçeklere ulaşmaktır. Bu gerçeklerin insanlık yararına kullanılması da bilimin görevidir.
       2.Bilimsel problemlerle ilgili hipotezler,teoriler ve kanunlar dizisidir.
       3.Hipotezleri ,teorileri geliştirmek için yapılan tarafsız gözlem,deney,araştırma ve incelemelerin tümüne bilim diyoruz.
 
     Herhangi doğa olayının nasıl ve neden olduğunu mevcut bilgilerimizle açıklayamıyorsak; bu olay bizim için bir problemdir. Bilimsel problemler gözlemler sonucunda karşılaşılan sorularla ortaya çıkarlar.
    Doğa problemleri bilimsel yöntemlerle çözülür. Bir planla gözlem ve deneye dayanılarak yapılan çalışmalara bilimsel yöntem denir. Bilim adamları deney ve gözlemler yaparak problemlerle ilgili gerçekleri toplarlar. Bundan sonra topladığı gerçekler arasında olması mümkün bağıntıları belirten bir hipotez kurarlar.


 

Biyolojinin Önemi 

 

    Doğumdan ölüme kadar yaşamın her evresinde bilinçli ve sağlıklı yaşama , ekonomik gelişmeyi sürekli kılma , çevreyi bozulmadan tutma , üretimin kalitesini ve miktarını artırmada biyoloji bilimi önemli yer tutar.

    Temel bilim olan biyoloji , canlı ve doğa ile ilgili her konuyu içine almaktadır , bu bakımdan araştıran düşünen insana sınırsız sayıda çalışma olanağı sağlar . Burada başarılı olmanın en önemli sırrı, düşünerek doğayı izlemektir . Doğanın bilinçsiz kullanılması , insan ve diğer canlıların yaşamı için tehlikeli sonuçlar ortaya çıkarır . Çevre kirlenmesi , erozyon , madde kaybı , yeşil alanların azalması , hızlı nüfûs artışı , plânsız kentleşme , biyolojik zenginliklerin ortadan kalkması bu sorunların başında gelir. Örneğin orta Anadolu'nun çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya kalması , nehirlerin kirlenmesi , kıyı güzelliklerimizin bozulması , doğal kaynaklarımızın iyi kullanılmaması sonucunda ortaya çıkan sorunlardır .

    Biyoteknoloji  alanındaki çalışmalarla , atık maddelerin temel yapılarına kadar parçalayabilen mikroorganizmalar kullanılarak daha temiz bir çevrenin yaratılması sağlanacaktır .

    Biyoteknolojinin amacı , bir canlının belirli özelliklerini şifreleyen genetik bilginin bir başka canlıya nakledilmesidir . Böylece nakledilen bilginin gereği , ikinci canlı tarafından yerine getirilir . DNA molekülünün yapısı üzerinde yapılan bu değişiklikle amaca yönelik üretim yapılır .

    Biyoloji ; uygulama alanların olan tıp , tarım , hayvancılık , ormancılık , endüstri ve diğer alanlardaki çalışmalar sayesinde , insanların geleceğe daha umutla bakmalarını sağlayan geniş bir bilim dalı olmuştur .

    Biyoloji ile ilgili bilgilerin eksikliği , ne yazık ki başta çevrenin bozulması , önlenmesi mümkün olmayan sağlık sorunlarının ortaya çıkması , doğal kaynakların sürekli ve verimli olarak kullanılmaması , biyolojik zenginliklerden yeterince yararlanılamama gibi sorunlar doğmuştur .

    Biyoloji ile bireyin kendisini ve çevresini tanıması , çevresini koruma bilincini kazanması hedeflenmiştir . Biyoloji bilgisine sahip olmanın bireyin yaşamına getireceği yararlar çevresini tanıma , sağlığını koruma biyolojik zenginlikleri tanıma ve onlardan yararlanma , canlıların temel yapısını öğrenme olabilir . Çevrenin bozulması ve kirlenmesine ilişkin bilgi ve bilinci geliştirme , araştırma duygusunu ve kişiliğini geliştirme , son gelişmeleri tanıma ve 21. yüzyıla hazırlanma biyolojinin sağlayacağı diğer yararlarındandır .

    Biyoloji bilimine yeterli önemin verilmemesi sonucunda ortaya çıkan sorunlar şunlardır :

   Erozyon , sulak alanların kurutulması , denizlerin ve göllerin kirlenmesi , ormanların ve meraların tahrip edilmesi ,

    Birçok canlı türünün ortadan kalkmasıyla biyolojik çeşitliliğin azalması ve doğa dengesinin bozulması ,

    Canlıların aşırı ve yanlış tüketiminden dolayı , doğal kaynakların tahrip edilmesi , gibi sorunlar çevrenin bozulmasına sebep olurlar .

   Yanlış beslenmeye bağlı birçok hastalık ,

    Akraba evliliğine bağlı anomalilerin artması ,

    Kalıtsal bozuklukların zamanında tanımlanamamasına bağlı olarak sağlıksız soyların ortaya çıkması ve bunlar gibi birçok sorunlar .

    Dünyanın en önemli kültür bitkilerini ve hayvanlarını barındıran ülkemizde , ıslah çalışmalarının yapılmaması ve üretimin gereken şekilde artırılmaması , ekonomik sorunlardandır .

   Çevre bozulmasına yada yaşlanabilir bir çevre oluşturulmamasına bağlı olarak göçe sürüklenme ,

    Sağlıklı ve güzel ortamlarda çocukların yetiştirilmemesine bağlı olarak , bedensel ve ruhsal yetersizlikler , sosyal yapıyla ilgili sorunlardır .

Biyolojinin Geleceği

   Dünyamızın kaynakları , sürekli çoğalan ve tüketimi gittikçe artan ,nsan topluluklarına yeterli olmayacak duruma gelmiştir . Denizler , iç sular ve atmosfer kirlenmiş , toprak yapısı yer yer yenilenemeyecek kadar bozulmuştur . Tüm dünya yaşam tehlikesine doğru sürüklenmektedir . Çözüm yolu , bazı yöntemlerle birlikte biyoloji bilimine dayanmaktadır. Önümüzdeki yüzyılın başında şu gelişmelerin olması beklenmektedir .

    Bütün bunların yanında tehlikeli olabilecek mikroorganizmaları üretmek , doğal yaşam görüntüsünü kısmen de olsa bozma gibi biyolojik gelişmelerin doğurabileceği sakıncalarıda vardır .

 

BİYOLOJİDEKİ GELİŞMELERİN İNSANLIĞA KATKILARI

 

   Bireylerin ve gelecek kuşaklarının sağlıklı yaşaması biyoloji konusundaki bilinçlenme ile sağlanacaktır .

    Araştırmacılar bitki ve hayvanları islah etmiş , daha iyi meyve  , daha fazla yumurta  , daha çok et ve süt , elde etmek için onların soylarını , kültürel yöntemler kullanarak iyileştirmeye çalışmışlardır . Bu çalışmalarda da büyük ölçüde başarılı olmuşlardır .

    Günümüzde birçok ülke seralarda tozlaşma görevini bombus adı verilen arılarla yapıyorlar . Bombus özellikle sebzelicilikte yüksek verim elde etmek amacıyla hormon kullanan üreticilere bir çıkış , hatta kurtarıcı oldu . Arının taşıdığı çiçek tozları etrafa yayılarak , seradaki domates ve çileklerdeki verimi artırdı .

    Günümüzde birçok tıbbi bitki ve hayvanın üretimi , antibiyotik , arşı , inferferon , çeşitli pestisitlerin üretimleri , insandaki zararlı genlerin ayıklanması işi gibi alanlarda biyoteknolojiden yararlanılmaktadır .

    Tıpta uygulanan aşılama yönteminde vücuda virüs verilerek vücudun virüsü tanıması ve ona karşı antikor üretmesi sağlanır oysa gen teknolojisinin sağladığı olanaklarla vücuda virüs verilmeden de antikor üretmek mümkün olmuştur . Böylece vücut virüsün yan etkilerinden korunabilmektedir . Tıpta ; pıhtılaşma bozuklukları , lösemi gibi hastalıkların teşhis ve tedavisinde enzimlerden yararlanılmaktadır . Bu enzimlerin elde edilmesi biyoteknolojinin sayesinde olmuştur .

    Biyoteknolojinin katkıları arasında insülin'ni de sayabiliriz . İnsülin insanlarda şeker metabolizmasını düzenleyen bir hormon olup , pankreas hücreleri tarafından üretilir , dolaşıma katılır . Eksikliğinde ise şeker diabet hastalığı ortaya çıkar . Bugün bakteri DNA'sı yardımıyla insülin hormonu bol miktarda ve ucuza üretilebilmektedir . Yine cücelik tedavisinde kullanılan insan büyüme hormonuda bu yolla üretilmektedir .

    Büyüme hormonu , eskiden sadece kadavraların hipofiz bezinden çok büyük zorluk ve masraflarla elde ediliyordu . Atık biyoteknolojik yöntemlerle çok miktarda ve ucuza elde edilebilmektedir .

    Biyoteknolojik buluşlar ve onlara dayalı uygulamalar , insanoğluna biyolojik savaşta yararlanabileceği organizmaları elde etme olanağı sağlamıştır gittikçe önem kazanan "biyolojik savaş" konusunda yapılan çalışmalar ülkemizde yeterli düzeyde değildir . Oysa biyolojik savaşta kullanılabilecek birçok organizma yurdumuzda bulunmaktadır . Ancak biyolojik savaşta yokedilmeye çalışılan zararlı canlılarla , bunları yok etmek için kullanılan canlıların biyolojik yapılarının iyi bilinmemesi ülkemizdeki bazı çalışmalarında başarısızlığına neden olmaktadır . Oysa , tarımda biyolojik savaş daha ucuz ve kolay olacak , çevre kirliliğinde önemli ölçüde azalacaktır . Bu amaçla bazı bakteri türleri kullanılarak böceklere karşı dirençli domates , tütün , pamuk gibi bitkiler elde edilmektedir .

    Alg , bakteri , maya ve küflerin büyük miktarda üretilmesinden ve bu canlı hücrelerin kurutulması sonucu oluşan biyolojik kütleye tek hücre proteini denilmektedir .

    Ayrıca aroma kaynağı , vitamin kaynağı ve emülatör destekleyicisi olarak da kullanılır . Tek hücre proteininin uygulama alanı gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır . Belkide tek hücre proteini gelecekte besin kaynağımızın önemli bir bölümünü oluşturmaktadır . Dünyada nüfus artışının bugünkü hızıyla devam etmesi durumunda besin kıtlığının yaşanabileceği bilimadamlarınca kâbul edilmektedir . Buna çözüm olarak bilim adamları tarımda biyoteknolojik uygulamaları önermektedir . Avustralya'lı araştırmacılar , yonca bitkisini amino asit sentezine yardımcı olan bir gen aktararak bitkinin protein değerini yükseltme değerini yükseltmektedir. Böylece yem bitkisi olan yonca proteince zenginleştirilmiştir .

    1997 Şubat ayında biyoloji alanında yeni bir gelişme kaydedilmiştir Bir araştırmacı memeli bir hayvanın (koyun ) kopyası yapmayı başarmıştır . Bir koyundan alınan bir vücut hücresinin çekirdeği başka bir koyuna ait çekirdeği alınmış bir yumurtaya yerleştirilerek yeni bir koyuna yaşam verilmiştir . Dolly adı verilen kuzu orjinal DNA sahibi koyunun kopyasıdır . Bu iki koyun aynı fiziksel özellikleri taşımalarına rağmen aynı biyolojik özellikleri taşıyıp taşımadıkları belirli değildir . Kalıtsal hastalıkların kökenini anlamamız ve tedavi edebilmemiz ancak insan genomunu tam olarak çözebilmemizle mümkün olacaktır .

    Genetik mühendisliği bu konuda ilk adımı atmıştır 1990 yılında ABD ve Avrupa ülkelerininde katıldığı "insan genomu projesi" adı altında büyük bir çalışma başlatılmıştır bu proje insandaki yaklaşık 100.000 genin diziliminin saptanmasını hedefliyor . Örneğin bilim adamları genetik bozulma nedeniyle kontrolsüzce çoğaldıklarını anladıkları hücrelerle "hücre dilinde konuşarak " , "çoğalma !" yada "öl!" konutları verebilecek , böylece şimdiye kadar etkin tedavi yöntemi geliştirilemeyen   kanser gibi hastalıklar projenin sağladığı  bilgiler ışığında tarihe karışabilecektir . Ayrıca kalıtsal hastalıkların ve daha bilemediğimiz birçok özelliğin yada kusurun nedenlerini çözümlerini bulmamıza ışık tutacaktır.

 

 

BİYOLOJİYE GİRİŞ

 

Bilim, Bilimsel Çalışma Yöntemi

 

   " Uzun yaşamımda öğrendiğim bir şey var: Gerçeklikle ölçüştürüldüğünde tüm bilimimiz ilkel ve çocukça kalmaktadır- ama gene de sahip olduğumuz en değerli şeydir, bilim!"

Albert Einstein

  Bilim , tarafsız yapılan gözlem ve deneyler sonucu elde edilen bilgidir.

  Bilim , gercekleri bulma yolunda yapılan gözlem, dusunme ve arastirma yöntemidir.

  Bilim ,özünde bir arayıştır; gerçeği bulmaya , olgusal dünyayı açıklamaya yönelik bilişsel bir arayış!

   Bilimsel gelişme karmaşık bir süreçtir : ne salt bireysel atılımlara ya da kendi iç dinamizmine , ne de salt sosyal ya da ekonomik koşulların etkisine indirgenebilir.Bilimsel gelişmeyi tek boyutlu açıklayamayız. Tüm kültürel etkinlikler gibi bilim de üstün yetenekli kişilerin gerçeğe yönelik arayışlarına elveren bir ortamın ürünüdür

     Bilim ile uğraşan kişilere bilim adamı denir.Bilim adamında olması gereken başlıca   özellikler şunlardır :

* Amacı insanlığa faydalı olmaktır.

* Akılcı , gerçekçi ve yeniliğe açık olmalıdır.

*  Objektif olmalıdır.

*  Meraklı,  Sabırlı, Azimli ve Hırslı olmalıdır.

*  Şüpheci olmalıdır.

*  Diğer bilim adamları ve diğer bilim dalları ile ilişki içinde olmalıdır.

*  Bilgilerini paylaşmalıdır.

    Bilim adamı çalışmalarını belli bir yönteme bağlı kalarak yapmaktadır, bu yönteme bilimsel çalışma yöntemi denir.

 

          Bilimsel Çalışma Yönteminin Basamakları:

1- Problemin Belirlenmesi

     Öncelikle problemin iyi anlaşılması gerekiyor. "Problemi anlamak, problemi yarı-yarıya çözmek demektir."

2- Gözlem

     Nitel ve Nicel olmak üzere iki çeşit gözlem vardır.

Nitel Gözlem : Beş duyumuzu kullanarak yaptığımız gözlemlerdir.Örneğin "çaydanlıktaki su sıcaktır".Buradaki gözlem  nitel bir gözlemdir.Bunu, suya dokunarak veya sudan çıkan buharı gözlemleyerek karar veririz.

Nicel Gözlem : Ölçü aletleri kullanılarak yapılan gözlemlerdir. Örneğin "çaydanlıktaki su  80ºC dir".Buradaki gözlem nicel bir gözlemdir.Burada termometre aleti kullanılarak bir gözlem yapılmıştır.

     Yukarıdaki örneklerden de  anlaşıldığı gibi nitel gözlemler kişiler arasında farklılık gösterebilirken , nicel gözlemler daha objektifdir. Bu yüzden bilimsel bir çalışma sırasında nicel gözlemlere daha fazla ağırlık verilir.

3- Verilerin Toplanması

    Veriler problem ile ilgili gerçekleri içerir. Gözlemler sonucu elde edilen veriler toplanıp, düzenlenir.

4- Hipotezin Kurulması

     Hipotez , probleme geçici bir çözümdür.Bu çözüm yapılan gözlemler ve toplanan veriler ışığında kurulmuştur.İyi bir hipotez;

- probleme iyi bir çözüm önermeli,

- deney ve gözlemlere açık olmalı,

- toplanan tüm verilere uygun olmalıdır.

5- Tahminlerde Bulunma

     Kurulan hipotezler doğrultusunda mantıklı sonuçların  çıkartılmasıdır ve bu sonuçlar ile hipotezler test edilir.Tahminler, "Eğer.................... ise ................. dır" şeklindeki cümlelerle ifade edilir.Tahminler genellikle "Tümdengelim" ve "Tümevarım" yöntemleri ile gerçekleştirilir.

Tümdengelim yönteminde bir ön bilgi kullanılarak genelleme yapılır. Örnek : Eğer bütün canlılar hücrelerden meydana gelmiş ise ,insanda hücrelerden meydana gelmiştir.

Tümevarım yönteminde ise özel gözlemler yapılarak bir sonuca varılır.Örnek : Eğer insanlar, hayvanlar, bitkiler hücrelerden meydana gelmiş ise bütün canlıların yapı birimi hücredir.

6- Kontrollü Deney

     Yapılan tahminlerin geçerli olup olmadığı kontrollü deneyler sonucu tespit edilir.Kontrollü deneylerde iki deney grubu vardır: Birine kontrol grubu , diğerine ise deney grubu denir.Her iki grupta da aynı deney aynı şartlar altında yapılır iken sadece araştırılan faktör gruplar arasında farklı tutulur.

     Deney sonuçları tahminleri doğrular ise hipotez geçerlilik kazanır.Aksi durumda ise eldeki verilerle yeni hipotezler kurularak bilimsel çalışmaya devam edilir.

 

7- Gerçek

     Deneyler ile kanıtlanmış bilimsel doğrulardır.

8- Teori

     Tekrarlanan deneylerle doğruluğu tam olarak değil, ama  büyük ölçüde kabul edilmiş hipotezlerdir.Teorilerin çürütülme ihtimalleri vardır.

9- Kanun

     Bir teori veya hipotez , doğruluğu bütün bilimlerce kabul edilmiş ise kanun halini alır.Örnek : Yerçekimi kanunu, Mendel Kanunları

ÖRNEK BİR BİLİMSEL ÇALIŞMA YÖNTEMİ

 Problem : Orta Anadolu Bölgesinde yetişen bitkilerdeki çinko eksikliğinin nedeni nedir?

 Gözlem ve Verilerin toplanması : 

     - Bu bölgedeki topraklarda toplam çinko miktarının zengin olduğu gözlemlenmiştir

     - Bu bölgedeki toprakların kireç içeriği fazla ve pH değeri yüksek.

     - Bu bölgedeki topraklar kil minerali bakımından zengin.

     - Bu bölgedeki topraklar organik maddeler bakımından fakir.

     - Bu bölgedeki toprakların nem oranı az.

     - Bu bölgedeki topraklara her yıl yüksek dozlarda fosfor ve fosfor içerikli gübreler verilmektedir.

     - Bu bölgedeki topraklarda yetişen bitkiler kısa boylu kalmaktadır.

Hipotez : 

     1- Bitkideki çinko eksikliğinin sebebi, topraktaki fazla kireç ve yüksek pH dır.

     2- Bitkideki çinko eksikliğinin sebebi, topraktaki kil miktarının fazla olmasıdır.

     3- Bitkideki çinko eksikliğinin sebebi, topraktaki organik maddenin az olmasıdır.

     4- Bitkideki çinko eksikliğinin sebebi, yağışların az olmasıdır.

     5- Bitkideki çinko eksikliğinin sebebi, topraktaki fazla fosfordur.

Tahmin : 

     1- Eğer 1. hipotezim doğru ise , fazla kireç ve yüksek pH 'lı topraklarda yetişen bitkilerde çinko eksikliği görülmelidir.

     2- Eğer 2. hipotezim doğru ise , kil miktarının fazla olduğu topraklarda yetişen bitkilerde çinko eksikliği görülmelidir.

     3- Eğer 3. hipotezim doğru ise , organik maddenin az olduğu topraklarda yetişen bitkilerde çinko eksikliği görülmelidir.

     4- Eğer 4. hipotezim doğru ise , kurak bölgelerde yaşayan bitkilerde çinko eksikliği görülmelidir.

     5- Eğer 5. hipotezim doğru ise , fosfor içerikli gübrelerin verildiği topraklarda yetişen bitkilerde çinko eksikliği görülmelidir.

Kontrollü Deney : 

Aynı tür buğday bitkileri ile çalışmalar yapılır.Her tahmin için bir deney grubu bir de kontrol grubu oluşturulur.

    1- Yapılan çalışmalarda toprak pH'sının 6'dan 7'ye yükseltilmesiyle bitkilerin topraktan çinko alımının 100-150 kez bir azalma gösterdiği bulunmuştur.

     2- Kilin , toprağın çinkoyu kuvvetlice bağlayarak tutmasını sağladığı bulunmuştur.

    3- Organik maddelerin , toprakta çinkonun kolaylıkla hareket etmesine ve çözünür formda kalmasını sağladığı ortaya çıkmıştır.

    4- Toprak neminin , çinkonun bitki köklerine taşınmasında ve dolayısı ile köklerce alımında belirleyici bir rol oynadığı saptanmıştır.

    5- Yüksek dozlarda uygulanan fosfor , bitkilerin köklenme etkinliğini azaltarak bitkinin toprakla yeterince bağlantı kurmasını ve dolayısı ile bitkinin toprağın çinkosundan yararlanmasının sınırlandığı ortaya çıkmıştır.Ayrıca, yüksek dozdaki fosfor , bitki köklerinde ortak yaşayan ve bitkilerin topraktan çinko alımında büyük rol oynayan mikoriza mantarının etkinliğinin azalmasına neden olduğu saptanmıştır.

Gerçek :

      Bitkilerdeki çinko eksikliğinin , topraktaki çinko miktarıyla direkt bağlantılı olmadığı, toprağın sahip olduğu birtakım fiziksel ve kimyasal özelliklerden kaynaklandığı bulunmuştur.Bu özelliklerden başlıcaları : Toprağın pH'sı, topraktaki kil, organik madde ve fosfor miktarı ve toprağın nemi.

 

Biyolojinin Konusu ve Bölümleri

  Biyoloji; kelime anlamı canlı bilimidir (bio= canlı, loji= bilim), yani kısaca canlıları inceleyen bir bilim dalıdır.Canlıların yapılarını, özelliklerini, davranışlarını, birbirleri ile olan ilişkilerini, çevreleri ile olan ilişkilerini, çeşitliliğini ve yapılarında gerçekleşen temel yaşamsal olayları inceler.Canlıları anlamak şüphesiz ki yaşamı kolaylaştırır ve zevkli hale getirir.

    Canlıların çeşitliliği ve sahip oldukları birçok özelliği düşünülürse , canlıları tek biyoloji başlığı altında incelemek bir hayli zor, hatta imkansızdır.Bu yüzden biyoloji bilimi kendi içersinde bir çok alt bilim dallarına ayrılmıştır. Bunlardan " Zooloji ve Botanik" Biyolojinin ana dallarını oluşturur:

Zooloji : Hayvanları inceleyen bilim dalıdır.

Botanik : Bitkileri inceleyen bilim dalıdır.

Sitoloji : Hücre bilimidir.Hücrelerin yapısını ve metabolizmasını inceler.

Histoloji : Doku bilmidir.Dokuların  yapısını , görevlerini inceler.

Fizyoloji : Doku , organ ve sistemlerin çalışmasını ve görevlerini inceler.Histoloji ile Anatomi bilimlerinin bir bileşkesi denilebilir. 

Anatomi : İç organların yapsını, görevlerini ve birbirleri ile olan ilişkilerini inceler.

Morfoloji : Canlıların dış yapılarını inceler.

Embriyoloji : Canlıları zigottan yeni bir fert oluncaya kadar geçirdiği evreleri inceler.

Genetik : Canlıların kalıtsal özelliklerini ata canlıdan oğul döllere nasıl aktarıldığını inceler.Ayrıca genlerin çalışma mekanizmasını inceler.

Taksonomi : Canlıların sınıflandırılmalarını inceler.

Biyokimya : Canlıların kimyasal yapısını inceler.

Moleküler Biyoloji : Canlıların yapısını moleküler seviyede inceler.Ör: protein sentezi.

Mikrobiyoloji : Mikroorganizmaları inceler.

Mikoloji : Mantarları inceler.

Patoloji : Hastalıklı doku ve organları inceler.

Ekoloji : Canlıların birbirleri ile ve çevreleri ile olan ilişkilerini inceler.

Palentoloji : Fosil bilmi.

Entomoloji : Böcek bilmi.

İhtiyoloji : Balık bilmi.

Ornitoloji : Kuş bilmi.

Bakteriyoloji : Bakteri bilmi.,

Viroloji : Virüs bilmi.

Parazitoloji : Parazit bilmi.

Biyoteknoloji : Biyolojik sistemlere ve organizmalara uygulanan , kendilerinden yararlanılması  ve istenilen biçimlere ve ürünlere dönüştürülebilmeleri amacıyla kullanılan bilimsel teknikler ve endüstriyel yöntemlerdir.

 

Biyoloji Laboratuvarında Kullanılan Araç-Gereçler

 

     Biyoloji laboratuvarında kullanılan başlıca araç-gereçler şunlardır:

                  

     Biyoloji laboratuvarındaki en temel araç ise "mikroskoptur".Herhangi bir mikroskopu kullanmadaki temel amaç , incelenecek cismi büyütmek ve netleştirmektir.

     İlk mikroskop 1595 yılında Zacharias ve Hans Jansesea tarafından yapılmıştır.Zacharias o zamanlarda çocuk yaştaydı ve babası Hans'ın yardımıyla uçlarında mercek bulunana üç tüpü iç içe geçirerek çok basit bir mikroskop yapmıştır.Bu mikroskop incelenecek örneği 3-10 kat büyüytebiliyordu.

     Mikroskopta ilk biyolojik gözlem ise bir biyolog tarafından değil , ünlü astronom Galileo Galilei tarafından yapılmıştır.17. yüzyılın başlarında Galileo bir silindir ve iki mercekten oluşan , kendi yaptığı mikroskopta bir böcek incelemiştir.

          Antony van Leeuwenhoek ise ilk gelişmiş mikroskobu yapmıştır.Mikroskop üzerine yapmış olduğu çalışmaları onu mikroskop alanında uluslararası bir otoriteye oturtmuştur ve 1680 yılında Royal Society tarafından burs verilmiştir.Yapmış olduğu mikroskop ~ 5cm uzunluğunda ve 2.5cm eninde idi: İki yassı ve metal levhayı birbirine perçinleyip, levhalar arasına dışbükey merceği yerleştirerek oluşturmuştur.Bu mikroskop incelenecek örneği 70-250 kat büyütebiliyordu.

     Günümüzde farklı alanlarda kullanılan çeşitli  mikroskoplar vardır. Bunlardan başlıcaları; Işık Mikroskobu ,Karanlık alan mikroskobu (ultramikroskop),faz kontrast mikroskobu, polarizasyon mikroskobu, ultraviyole mikroskobu, interferens mikroskobu, elektron mikroskobu (scanning electron mikroskobu ve transmission elektron mikroskobu....) gibi...Okuldaki Biyoloji laboratuvarlarında kullanılan en yaygın mikroskop ise "bileşik ışık mikroskobudur".Işık mikroskobunda ışığın kırılıp odaklanması için mercekler kullanılırken , elektron mikroskoplarında ise ışık ışınları yerine elektron dalgaları ve mercekler yerine , elektromıknatıslar kullanılır. Elektron mikroskobu ile 500bin - 2milyon kez büyütme sağlanabilir.

     Aşağıdaki  her bir görüntü Scenedesmus adlı bir yeşil algin 10m m'lik bir kesitinin farklı mikroskoplar tarafından aynı derecede büyütülmesidir.

                .

 a.Faz-kontrast ışık mikroskobu              b. Işık mikroskobu

                    

   c. Transmission elektron mikroskobu        d.Tarayıcı(scanning) elektron mikroskob  

                                                                              

     Yukarıda da görüldüğü gibi hücrenin iç yapısının en iyi görüntülendiği mikroskop transmission elektron mikroskobudur.Trarayıcı elektron mikroskobu ise üç boyutlu bir görüntü sağlıyor.

Işık Mikroskobu :     

 

Mikroskop dört farklı kısımdan oluşur: 

I. Optik kısımlar : Mercek ve aynadan oluşur.Işık mikroskobunda üç  set mercek bulunur;

     - Oküler : Mikroskobun üst tarafında gözle objeye bakılan kısımdır.Oküler bir veya iki tane olabilir.Okülerin üzerinde büyütme gücünü gösteren 5X, 10X, 15X gibi numaralar bulunur.Bu numaraların anlamı okülerin objeyi kaç kez büyüttüğüdür. Mikroskop oküleri genellikle 10X'dir.Yani objeyi 10 kez büyüttüğünü gösterir. Oküler çıkartılabilir niteliktedir.

     -Objektifler : Döner levha ( revolving nosepiece) üzerinde bulunan merceklerdir.İki veya daha fazla bulunur.Objektiflerin üzerinde de büyütme gücünü gösteren numaralar vardır; 4X, 10X, 40X, 100X gibi.

     Mikroskopta incelenen bir objenin ne kadar büyütülerek incelendiği oküler ile objektifin büyütme değerleri çarpılarak bulunur:

     Oküler               Objektif            Büyütme değeri

                   10X                     4X                        40X

                   10X                     10X                      100X

                   10X                     40X                     400X 

                   10X                    100X                    1000X

     Kondansör : Tabla ortasındaki açıklığın altında yer alan tek bir mercek veya mercekler sisteminden oluşur.Görevi, geniş bir ışık konisini incelenecek örneğe yansıtmaktır.

     Işık kaynağı : Tablanın altında objeyi aydınlatan bir lamba veya aynadır.Işık kaynağından objeye odaklanan ışığın miktarı tablanın altında yer alan diyafram ile sağlanır.

II.Mekanik Kısımlar: Ayar düğmeleri ve destek elemanlarından oluşur.

     Ayar düğmeleri : 

      a) Kaba ayar düğmesi : Tablayı yukarı -aşağı indirerek odak noktasını ayarlar.Net olmayan, yaklaşık  bir görüntü elde edilir.

      b) İnce ayar düğmesi : Kaba ayar düğmesi ile bulunana görüntü, ince ayar düğmesi ile netlik kazanır.

      Destak elemanları: Ayak ; mikroskobun masa üzerine oturtulduğutaban kısmıdır.Gövde ; mikroskobu tutup taşımaya yarayan kol ve incelenecek örneğin hazırlandığı preperatın konulduğu tabladan oluşur .

 

 

Laboratuvar Teknikleri, Ayıraçlar ve Ölçü Birimleri

     Laboratuvar da canlıların doku ve hücrelerini incelemek için aşağıdaki tekniklerden yararlanılır:

Vital (canlı) inceleme : Bir canlının doğrudan doğruya sıvı bir ortam içinde incelenmesidir.

Doku kültürü : Özellikle embriyonik dokulardan alınan küçük parçaların uygun ortamlada saklanıp, geliştirilmesidir.

Kesit alma : Katı veya dondurulmuş ya da mürver özü gibi maddeler içine gömülmüş yapılardan bistüri veya jilet gibi keskin aletlerle kesit alınmasıdır.

Fiksasyon : Hücrenin yapısının kimyasal ve morfalajik yönden en az değişikliğe uğramasını sağlamak amacıyla, hücrenin birden bire öldürülmesidir.

Boyama : Hücrenin ve bir mikroorganizmanın değişik kısımları, farklı kimyasal yapı gösterdiği için farklı boyanma yeteneğine sahiptir.Boyalar bazik veya asidik yapıdadır.Asidik boylar hücrede bazik yapı gösteren kısımları boyarken , bazik boyalar hücrede asidik yapı gösteren kısımları boyar.

Dondurma-kurutma yöntemi : Doku hızla dondurulup, daha sonra kurutulmaya bırakılır.

Dondurma-buzla yer değiştirme yöntemi : Hızla dondurulan dokunun etanol,metanol ya da aseton gibi buz kristallerini eriten sıvılarda saklanmasıdır.

      Biyoloji laboratuvarında en sık kullanılan ayıraçlar :

Maddeler

Ayıraçları

Tepkime

Glikoz

Benedict veya Fehling Çöz

Kiremit kırmızısı renk verir

              Nişasta

İyot (lugol) Çöz.

Mavi-siyah renk verir

              Selüloz

İyotlu çinko klorür

Açık mavi-yeşil renk verir

              Glikojen

İyot Çöz.

Kahverengi-kırmızı renk ver

              Protein

Biüret ayıracı

Mor renk verir

              Protein

Nitrik asit

Sarı renk verir

               Yağ

Eter + Kağıt

Saydam leke oluşur

               Yağ

Sudan III

Kırmızı renk verir

               Asit

Turnusol kağıdı

Kırmızı renk verir

               Asit

Kongo kırmızısı

Mavi renk verir

               Asit

Fenol kırmızısı

Sarı renk verir

               Baz

Turnusol kağıdı

Mavi renk verir

               Baz

Kongo kırmızısı

Kırmızı renk verir

       Soda(CO2'li su)   

Fenol kırmızısı

Sarı renk verir

        Soluk üfleme

Fenol kırmızısı

Sarı renk verir

        Kireç suyu

Asit

Değişme olmaz

        Kireç suyu

Soda

Bulanma, beyaz çökelek oluşur

* Ba(OH)2 , NaOH  ve KOH  karbondioksit (CO2) tutucudur.

* Oksijen yakıcı bir gazdır.

    Biyolojide kullanılan ölçü birimleri :

10 Angström (Å) = 1 nanometre (nm)

1000 nanometre  = 1 mikrometre (m m)

1000 mikrometre = 1 milimetre (mm)

      10 milimetre  = 1 santimetre (cm)

    100 santimetre = 1 metre (m)

 

1000 pisogram(pg) = 1 nanogram (ng)

    1000 nanogram  = 1 mikrogram (m g)

    1000 mikrogram = 1 miligram (mg)

      1000 miligram   = 1 gram (g)

          1000 gram    = 1 kilogram (kg)

 

   10³*10³*10³ m m³ = 1milimetre³ (mm³)

           1000 mm³  = 1 santimetre³ (cm³ veya cc)

                1mm³   = 1 mikrolitre (m l)

              1000 m l  = 1 mililitre (ml)

               1000 ml = 1 litre 

 

 

 

       SU  

SU     =    HAYAT

     Canlıların yapısında bulunan temel moleküllerden biri olan su, canlıların yapısının büyük çoğunluğunu oluşturur.Canlılarda bulunan su miktarı % 65 - 95 arasında değişmektedir. İnsanın ~ % 65'i sudur ve bu miktar % 20'nin altına düşerse ölüm meydana gelir.

      Bazı canlılardaki su miktarı : Su bitkilerinin ~ %98'i su, Filin ~ % 70'i su, Domatesin ~ % 95'i su, Patatesin ~ % 80'i sudur.

     Su molekülü 2H ve 1O atomundan oluşmuştur.İki hidrojen atomu arasında 104.5° 'lik bir açı vardır.

     Bir su molekülünde Hidrojen atomu ile Oksijen atomu arasındaki bağ kovalent bağdır .İki su molekülü ise birbirine hidrojen bağı ile tutunur.

     Su molekülü polardır. Polar poları çözer prensibine uygun olarak da su, polar molekülleri çözer.Bu yüzden polar moleküllere hidrofilik (suyu seven)  denir.Apolar moleküllere ise suda çözülmediğinden hidrofobik (suyu sevmeyen) denir.Örneğin yağ bileşiği suda çözülmez ve hidrofobiktir. Bazı moleküllerde ise bir ucunda polar veya iyonlaşmış bir bölge , diğer ucunda ise apolar bir bölge bulunur. Yani hem polar hem de apolar özellik gösterirler, böyle moleküllere "ampifatik" moleküller denir.Örneğin bu özelliği hücre zarının yapısında görürüz: Hücre zarındaki fosfolipidlerin baş kısmı hidrofilik iken kuyruk kısmı hidrofobiktir.

                                Hidrofilik Moleküller

           

                                             Hidrofobik Molekül

Suyun  diğer özellikleri :

Polar ve iyonlar için iyi bir çözücüdür.Çoğu biyokimyasal reaksiyonlar suyun varlığında gerçekleşir.Ayrıca büyük moleküller ve tuzlar suda kolaylıkla iyonlaşırlar.

Kanda besinlerin taşınmasında önemli rol oynar.

Metabolik aktiviteyi hızlandırır.

Vücut ısısının ayarlanmasında yardımcıdır.

Zararlı ve fazla maddelerin vücuttan atılımını kolaylaştırır.

Su 0ºC 'de donar ve 100ºC 'de kaynar.Su donarken özgül ağılığı küçülür, hacmi büyür. Bu sayede sularda hayat sürmektedir. +4ºC'de en yüksek özgül ağırlığa sahiptir.

Yoğunluğu 1g/cm³

Renksiz ve kokusuzdur.

      Hücrenin yapısal ve fonksiyonel bütünlüğünde suyun şu üç özelliğinin önemli  bir rolü vardır :

a) Buharlaşma ısısının yüksek olması  

     Kaynama sıcaklığı çoğu sıvıdan daha yüksektir. Çünkü su ısıtıldığı zaman önce hidrojen molekülleri arasındaki bağlar kopar. Bu sayısız hidrojen bağlarının kopması ve bu halin korunması yani tekrar hidrojen bağlarının birleşmemesi için epeyce ısıya ihtiyaç duyulur.

     Buharlaşma ısısının yüksek olması, sıcak günlerde serinlememizi sağlar. Deride bulunan yaklaşık 1-2 milyon ter bezlerinden suyun buharlaşmasıyla bir serinlik elde ederiz.

b) Kohezyon özelliği 

      Gerilme durumunda, su molekülleri arasında kopmaya karşı bir direnç vardır.Kohezyon, bir gerilim durumunda moleküller arasındaki bağların kopmaması için gösterilen dirençtir.

      Suyun yapısındaki hidrojen bağları birbirlerini çekerek bir arada  bulunmasında ve böylece suyun bitkinin odun ( ksilem) borularında kopmaz sütun şeklinde yükselmesini sağlar.

c) Çözücü özelliği

 

ASİT, BAZ ve TUZLAR

ASİTLER

     Su içersinde çözündüğünde Hidrojen iyonu (H+) veren bütün bileşikler asit özelliktedir.

     Dil ile dokunulduğunda ekşi tat verir.

     Turnusol kağıdını maviden kırmızıya döndürür.

     Bünyesinde karbon içeren asitlerin çoğu organik asittir.Örnek : malik asit, sitrik asit , laktik asit(CH3CHOHCOOH), asetik asit (CH3COOH). İnorganik asitlere ise şu örnekleri verebiliriz : hidroklorikasit (HCl) , sülfürikasit (H2SO4) , nitrikasit (HNO3).

BAZLAR

     Su içersinde çözüldüğünde hidroksil iyonu (OH¯)veren bileşikler baz özelliktedir.

     Turnusol kağıdını kırmızıdan maviye çevirir.

     Organik bazlar bünyesinde genellikle karbon ve azot bulundururlar.Örnek : metilamin (CH3NH2) , amonyumhidroksil (NH4OH).İnorganik bazlara ise şu örnekleri verebiliriz : sodyumhidroksil (NaOH) , kalsiyumhidroksil (Ca(OH)2) , potasyumhidroksil (KOH), mağnezyumhidroksil (Mg(OH)2)

pH

     Bir çözeltinin pH değeri , o çözeltinin asidik yada bazik olduğu hakkında bize bilgi verir.pH , hidrojen derişiminin eksi logaritması alınarak hesaplanır : pH = - log[H+]. Bu değer 0 - 14 arasında değişir.

     pH değeri 7 olan  solüsyonlar "nötrdür".Nötr çözeltilerde H+ ve OH¯ konsantrasyonları aynıdır.Örneğin saf su nötrdür yani pH = 7

     Asidik solüsyonların pH değeri 7'nin altındadır. Yani böyle çözeltilerde H+ konsantrasyonu OH¯  konsantrasyonundan fazladır.Örneğin; mide asidinin pH 'ı 1-3 arasındadır

     Bazik solüsyonların pH değeri 7'nin üstündedir.Böyle çözeltilerde H+ konsantrasyonu OH¯  konsantrasyonundan azdır.Örnek ; kanın pH değeri 7.3- 7.5 , yumurta akının ise pH değeri 8'dir.

TUZLAR

     Asit ve bazın birleşmesi sonucu meydana gelen iyonik bileşiğe tuz denir.Tuzun oluşması sırasında H+ ile OH¯  birleşerek bir molekül su açığa çıkar.

HCl  +  NaOH  ------- >  NaCl  +  H2O         

     Hücre ve hücre arasında çeşitli mineral tuzlar bulunur.Bu tuzların yapısındaki  iyonlardan en önemli katyonlar ; sodyum, potasyum, kalsiyum, ve mağnezyumdur , en önemli anyonlar ise ; klor, bikarbonat, fosfat ve sülfattır.

     Sofra tuzu olan NaCl 'ün   en önemli görevi vücut sıvısının osmotik basıncını düzenlemektir. Azlığında ilk olarak hücre arası sıvının , özellikle kanın suyu çekilir, kan koyulaşır (Hiperproteinami)  ve sonuçta , kramplarla birlikte dolaşım sistemi durarak canlıyı ölüme sürükler.Potasyumca zengin bitkisel besinler Na+ : K+ dengesini bozacağı için , yüksek oranda tuz gereksinmesi yaratır.Bunun için yabani memeli hayvanlar buldukça kaya tuzu yalarlar.Otçul evcil hayvanlara da bu dengenin sağlanması için zaman zaman  tuz verilir.

     Sofra tuzu iştah açar ve mide salgısını artırır.Azlığı azot dengesinin bozulmasına , protein yıkımına, kan şekerinin yükselmesine , ürenin tutulmasına , yorgunluğa ve baş dönmesine ; fazla miktarda alınması böbrek rahatsızlıklarına , aşırı uyarılmaya , tükrük salgısını akmasına, göz bebeğinin büyümesine ve bağırsak iltihaplanmalarına neden olur.Ter ile bol miktarda tuz atıldığından , çok sıcak havalarda tuz yetmezliği ortaya çıkabilir.

                                                          Yaşamın Temel Kuralları

                                                              Ali Demir Aksoy

 

 

                                     ATP

     Mononükleotitler aynı zamanda nükleozit monofosfat olarak da isimlendirilirler.Bunlara bir veya iki fosfatın eklenmesiyle "nükleozit difosfat veya trifosfat molekülleri oluşur.Nükleozit trifosfatlar içersinde hücre enerjisi için en önemlileri "Adenozin trifosfat (ATP) ve Guanozin trifosfat (GTP) "dir.Çünkü çok miktarda bir enerji bu moleküllerin son fosfat gruplarında bulunmaktadır.

 ATP = Adenin + Riboz + 3 (PO4)

ATP sentezinin başlıca gerçekleştiği reaksiyonlar:

     * glikoliz (sitoplazmada)

     * hücre solunumu (mitokondri)

     * fotosentez (kloroplast)

   AMP + PO4 + enerji (E) -------> ADP + H2O

   ADP + PO4 + E(7.3 kcal) ------->ATP+ H2O

ATP molekülünün başlıca kullanıldığı reaksiyonlar:   

      * Çoğu anabolik reaksiyonlarda.Ör:protein,DNA,

         RNA, polisakkarit ve yağların sentezinde.    

       * Moleküllerin ve iyonların aktif taşınmasında

       * Sinir hücrelerindeki uyartıların iletiminde

       * Kasların kasılmasında

   ATP + H2O -------> ADP +PO4 + E

   ADP + H2O -------> AMP + PO4 + E

      Her hücrede ~ bir milyar ATP molekülü vardır.Bu miktar hücrenin sadece birkaç dakikalık  ihtiyacı için yeterlidir. Bu nedenle bu molekül hızlı bir şekilde yenilenmek (recycle) zorundadır. İnsanda yüz trilyon hücrenin olduğu düşünülürse ~ 10²³ ATP molekülü bulunmaktadır. Her ATP molekülünde dakikada üç defa son fosfat molekülü eklenip, kopartılıyor. (Kornberg, 1989, p-65)      İnsan vücudunun tamamındaki ATP sadece 50g gelmektedir ve bu miktar mutlaka hergün yenilenmelidir. ATP 'nin kaynağı ise besinlerdir.     24 saatini sadece dinlenerek yatakta  geçiren kişinin hücreleri ~ 40kg ATP molekülü kullanır.

                    NUKLEIK ASITLER

 

     Nükleik Asitler ,vücudumuzun sadece %2 'sini oluşturmalarına rağmen çok önemli organik bileşiklerdendir.Çünkü genetik bilginin depolanmasından, ortaya çıkmasından (expression) ve iletiminden sorumludurlar.Genetik bilginin ortaya çıkmasını şu örneklerle daha iyi anlayabiliriz : Bir organizmanın insan mı yoksa fare mi olduğu veya bir hücrenin kas hücresi mi yoksa sinir hücresi mi olduğunun gösterimidir.

     Nükleik asitlerin yapısında C, H, O, N, P elementleri vardır.Nükleik asitlerin temel yapı birimi (monomeri) "nükleotitler"dir.Bazen mononükleotitler de denir. Nükleotitler ise üç bileşikten meydana gelmiştir :

 1- Azotlu Baz    

 2- 5C'lu Şeker (pentoz)  

 3-Fosfat grubu (H3PO4)

Nükleotit = Baz + Şeker + Fosfat grubu

                           

İki çeşit azotlu baz vardır: 

a) Pürinler (çift halkalı) : İki çeşit pürin baz vardır ; Adenin (A) ve Guanin (G)

b) Primidinler (tek halkalı) : Üç çeşit primidin baz vardır ; Sitozin (C), Timin (T), Urasil (U)

          

     Nükleik asitlere ismini yapısındaki 5C' lu şeker verir.Ribonükleikasitin (RNA) yapısında "riboz" şekeri, deoksiribonükleikasitin (DNA) yapısında ise "deoksiriboz" şekeri bulunur.Aşağıdaki şekilde de görüldüğü gibi iki şekerin yapısal olarak aralarındaki tek fark deoksiribozun ikinci karbonunda hidroksil (OH)¯ grubunun olmamasıdır.

             

     Yapısında sadece pürin veya primidin bazları ile riboz veya deoksiriboz şekeri bulunan  moleküllere  "nükleozit" denir. Nükleozite bir fosfat grubunun bağlanması ile oluşan moleküle " nükleotit" denir.Nükleozit ve nükleotitler yapısındaki azotlu bazlara göre isimlendirilirler.

     

Ribonükleozitler

Ribonükleotitler 

Deoksiribonükleozitler

Deoksiribonükleotitler

 Adenozin  

 Adenilikasit       

Deoksiadenozin

 Deoksiadenilik asit

 Sistidin

 Sistidilik asit

 Deoksisistidin

 Deoksisistidilik asit

 Guanozin

 Guanilik asit

 Deoksiguanozin

 Deoksiguanilik asit

 Uridin

 Uridilik asit

 Deoksiuridin

 Deoksiuridilik asit

     Bir nükleotitin yapısındaki moleküller arasındaki bağlar oldukça özeldir : Şekerin karbon-1'i (C-1) ile azotlu baz bağlanır. Eğer baz purin ise azot-9 (N-9) atomu ile şeker "kovalent bağ " yapar.Eğer baz pirimidin ise  N-1 atomu ile şeker " kovalent bağ"   yapar.Bir nükleotitdeki fosfat grubu ise şekerin C-2' , C-3' veya C-5' atomlarına bağlanabilir.Biyolojik sistemlerde en sık rastlananı ise fosfatın C-5' e bağlanmasıdır.Bunu yukardaki nükleotit şeklinde görebilirsiniz.    

PROTEİN  SENTEZİ

 

                                 SANTRAL DOGMA

     DNA, RNA ve proteinler arasında bir döngü vardır.DNA ,RNA sentezinde kullanılır, daha sonra RNA protein sentezinde görev alır.Bu proteinlerin hücrede yapısal ve işlevsel rolleri vardır.Aynı zamanda genetik bilgiyi bir hücreden diğerine aktarmakla da görevlidirler.Bunların içersindeki tüm enzimler ve diğer proteinler DNA replikasyonunda, RNA sentezinde ve protein sentezinde görev alırlar.Hücredeki bu bilgi akışı moleküler biyolojinin "santral dogması"dır.

 

     Genlerden proteinlere giden yolda iki basamak vardır; "transkripsiyon (yazılım)" ve "translasyon (okuma)".

TRANSKRİPSİYON (DNA nın RNAyısentezlemesi):

     Transkripsiyon DNA replikasyonuna  benzer : RNA zincirinin büyümesi 5'---->3' yönünde nükleotitlerin eklenmesiyle gerçekleşir.

      Transkripsiyon DNA replikasyonundan üç yönden farklıdır:

Birincisi ; DNA sarmalındaki bir zincirin, replikasyondaki gibi hepsi değil, sadece bir bölümü kalıp olarak kullanılır.

İkincisi ; Kullanılan enzimler farklıdır : Üç çeşit RNA polimeraz enzimi( rRNA, mRNA, tRNA için) kullanılır.

Üçüncüsü ; DNA replikasyonundan farklı olarak çift zincirli değil tek zincirli molekül oluşur.

     DNA        DNA                     DNA       RNA

       C  ------> G                           C  ------> G

        G  ------> C                           G  ------> C

       T  ------> A                           T  ------> A

       A  ------> T                           A  ------> U

Replikasyondaki bazların                Transkripsiyondaki bazların      eşlenmesi                                                eşlenmesi

     Transkripsiyon DNA'nın bir zinciri üzerindeki "pramatör" (promoter) denilen özel baz sıralamasından başlar.RNA polimeraz enzimi promatörün yerini kendi başına bulamaz.DNA'da promatörden birkaç nükleotit (~40 nükleotit) öncesinde bir veya birkaç küçük proteine bağlanır. Daha sonra RNA polimeraz enzimi promatör ile birleşip, DNA çift sarmalı açılır. RNA polimeraz enzimi DNA zinciri üzerinde ilerledikçe çift sarmal açılır ve RNA sentezi devam eder. Bitiş sinyalinin alındığı baz dizilimine gelince RNA sentezi durur ve meydana gelen RNA zinciri DNA'dan ayrılır.

               

mRNA Transkripsiyonu:

RNA çeşitleri içersinde sadece mRNA çekirdekten sitoplazmya, sentezlenecek protein ile ilgili bilgileri taşır.Fakat yeni kopyalanan mRNA önce bazı düzenlemelerden geçirilir, sonra  çekirdekten ayrılır:

Önce sentezlenen mRNA'nın ilk ucu (5' ucu) hemen kapatılır. Kapatma işlemi bir nükeotitin bir metil grubu ve fosfat grubuna  kovalent bağ yapması ile gerçekleşir.Bu nükleotit "kep (cap)" olarak ifade edilir.Bu cap translasyon sırasında başlangıç işareti olarak tanınır.mRNA'nın diğer ucunda ise poly-A kuyruğu denilen 100-200 Adenin molekülü içeren bölüm vardır.Bu kısım mRNA'nın sitoplazmada küçülmesini önlemeye yardım etmektedir.

Diğer bir düzenleme ise; yeni sentezlenen mRNA bir dizi amino asit için fazla şifre içerir.Asıl şifrelerin olduğu kısımlara "exon" denir. Amino asit dizilimi ile ilgili bilgi içermeyen kısımlara ise "intron" denir.mRNA çekirdekten ayrılmadan önce , intronlar kesilip atılır ve exonlar birleşirler.

        

Ribozomların Yapısı :

     Zarla çevrili olmayan, hücrenin en küçük organelleridir.Endoplazmik retikulumun üzerinde, çekirdekte, mitokondride, kloroplastta ve sitoplazmada bulunur.

     Görevi: Protein sentezlemek

     Bakteri hücrelerinde ~ 10,000 kadar ribozom bulunurken, ökaryotik hücrelerde bu sayıdan çok daha fazla ribozom bulunur.

     Ribozomların çapı ~ 250Å dur.Büyük ve küçük olmak üzere iki alt birimden oluşmuştur.Ökaryotik ve prokaryotik ribozomlar arasında bazı farklılıklar dışında bütün ribozomların sahip olduğu ortak özelliklerin bazıları şunlardır:

Her iki alt birimde bir veya birden fazla rRNA ve bir dizi proteinden oluşmuştur : Ökaryotik ribozomun; Protein kısmı sitoplazmada, ribozomlarda, rRNA kısmı ise çekirdekçikte  yapılır.Büyük ve küçük alt birimin birleşmesi ise çekirdekçikte olur.

Hücrelerde iki  farklı büyüklükte ribozom bulunur: 70S ve 80S (S=Swedberg birimi). Prokaryotlarda ve ökaryotların mitokondri ve kloroplastlarında 70S , ökaryot hücrelerde ise 80S ribozomları bulunur.

     Prokaryotlardaki ribozomun ; büyük alt biriminde, bir tane 23S rRNA , bir tane 5S rRNA molekülü ve 31 tane protein molekülü bulunur.Küçük alt biriminde , bir tane 16S rRNA ve 21 protein molekülü vardır.

     Ökaryotlardaki ribozomun ; büyük alt biriminde , bir tane 28S rRNA ve ona eşlik edn bir tane 5.8S ve 5S rRNA molekülü ve 34 protein molekülü bulunur.Küçük alt biriminde, bir tane 18S rRNA ve 21 den fazla protein molekülü bulunur.

     İnsanda rRNA yı kodlayan 200 gen 5 kromozoma dağılmıştır : 13., 14., 15., 21., 22. kromozomlardır. 

     İnterfaz safhasında çekirdekte rRNA genlerinin bulunduğu bu 5 bölge birleşerek bir çekirdekçiği oluşturur.

 

Küçük alt birime mRNA ve başlangıç faktörü  bağlanır.

     Büyük alt birim  de ise,  polipeptid zincirin büyümesini sağlayan "peptidiltransferaz" enzimi ve oluşan yeni polipeptid zincirinin , ribozomdan ayrılma noktası bulunur.                     

 

                         E.R un üzerinde bir ribozom; büyük (yeşil) ve küçük(mavi)altbirim    ile birlikte

TRANSLASYON :

     mRNA nın DNA dan aldığı şifreleri okuyup,  bu şifrelere göre protein sentezlenmesi olayıdır.

     Translasyon;  Başlangıç (initiation), Büyüme (chain elongation) ve Bitiş (chain termination) olmak üzere üç aşamada gerçekleşir.

1-Başlangıç (initiation) : E.coli üzerinde yapılan incelemelerde translasyonun başlangıç aşaması için şunlar gereklidir : bir mRNA molekülü, sentezi başlatan özel bir tRNA , GTP, Mg++ ve en az üç protein (initiation factors = IF).

     Önce başlatan tRNA ribozomun küçük alt birimine bağlanır, sonra başlangıç kodonu (AUG) tRNA'nın önüne gelecek şekilde, mRNA'nın kep kısmı küçük alt birime bağlanır. Bu olay sırasında enerji harcanır (GTP molekülü GDP'ye dönüşür).

2-Büyüme (chain elongation) : Aşağıdaki resimde de görüldüğü gibi ribozomun  altbiriminde tRNA 'nın bağlanacağı iki bağlanma bölgesi vardır : P( Peptidil) ve A (Aminoksil) bölgeleri.

     Başlatan tRNA P bölgesine bağlanarak AUG kodonuna karşılık gelir. mRNA'daki ikinci üçlü baz dizilimi hangi tRNA 'nın A bölgesine bağlanacağını tayin eder.tRNA 'nın A bölgesine bağlanması ile "peptidil transferaz enzimi" amino asitler arasında peptid bağının oluşarak ,birbirlerine bağlanmasını katalizler.(Bu enzim ribozomun büyük alt biriminin bir bölümüdür)

     Aynı zamanda P bölgesindeki tRNA ile ona bağlı amino asit (kovalent bağı) arasındaki bağ hidrolize uğrar veya kopar. Bu reaksiyonun sonucunda A bölgesindeki tRNA'ya bağlı olarak, bir dipeptid oluşur.Bu şekilde polipeptid zincirinin oluşma aşaması ikinci aşamayı oluşturur.

     Bu olayda gözlenen hata oranı ise 10¯4 dür.

 

3-Bitiş (chain termination) : Protein sentezinin bitiş sinyalini aşağıdaki stop kodonlarından biri verir:

     UAG , UAA, UGA

     Bu kodonlara karşılık gelen herhangi bir amino asit yoktur.Bitiş kodonu GTP-RF(salgılatıcı faktörleri) aktif hale getirir. GTP-RF'lerde polipeptid zincirini tRNA 'dan koparır. Daha sonra tRNA ribozomdan ayrılır ve ribozomda büyük ve küçük alt birimine ayrılır.